İzzet Baba’ya Üniversite fikrini nasıl götürdük? - İzzet Baysal Vakfı

İZZET BAYSAL VAKFI

İzzet Baysal'lı Anılar

İzzet Baba’ya Üniversite fikrini nasıl götürdük?

#


Üniversite Fikrini Vakıfa Getirenler: Şerafettin Erbayram, Cahit Dinçtürk ve Mustafa Yaman.

Hiç unutamıyorum, 1988 yılında Vakfın Mütevelli üyelerinden üç arkadaş, Cahit Dinçtürk, Şerafettin Erbayram ve ben bir akşam üstü, şehir merkezindeki Vakıf bürosunda bir araya gelmiş , bize üyelik onuru vermiş izzet Babaya nasıl daha faydalı olabileceğimizi görü­şüyorduk.
1987 yılında, İzzet Baysal Anadolu Lisesinin temel atma töreninde Vakfın kuruluşunu ve Bolululara adandığını müjdeleyen yeğen Ahmet Baysal'ın o konuşmada " ..Bu okul Vakfın ilanihaye devam edecek eğitim ve sağlık zincirinin ilk halkalarından bindir ve buna her sene yeni halkalar ilave edilecektir" söylevinden henüz iki yıl geçmemiş, bizlerin dahi beklemediğimiz bir hızla Bolu'nun muhtelif yerlerinde Vakfın yeni eserlerinin temelleri fışkırmaya başlamışa. Beş köye sağlık evi, Atatürk İlköğretim Okulu'na ek ilkokul, Mehmet Baysal İlkokulu ve Behiye Baysal İlkokulu bitirilmiş, son yapılan Mütevelliler genel kurulunda ise izzet Baysal Anadolu Lisesi için öğrenci yurtları ve öğretmen lojmanları, İzzet Baysal Endüstri Meslek Lisesi, İzzet Baysal Çıraklık Eğitim Merkezi gibi yeni yatırımlara karar verildiği duyurulmuştu.
Başlangıçta inanılmaz gelmişti ama, müjdelendiği gibi hakikaten zincir yeni halkaların ilavesiyle uzamaya başlamıştı.
O tarihte henüz şunu bilemiyorduk : "Acaba İzzet Baba'nın imkanları ne ?"..Ve : "İmkanlar müsaitse, bunlar küçük yatırımlara tahsis edileceğine Üniversite gibi Bolu'ya hayat verecek bir oluşuma hasredilemez mi?"
Yıllardır tarım dedik, olmadı; turizm dedik, olmadı; bu gidişle olacağı da yok. Oysa Üniversite bacasız sanayi demek. Ankara ve İstanbul gibi iki metropolün arasında yer alacak bu üniversite öğretim görevlilerinin de tercih edecekleri yer olacaktı. Büyük şehirlerin gü­rültüsünden kurtulup yeşil ve maviyi, temiz havayı ve sakinliği arayanların koşarak gelecekleri bir güzel kampusün, başarılabilirse Bolu'ya çok şey kazandıracağı muhakkaktı. Üniversite sayesinde Bolu'da sosyal kültürel ve sportif faaliyetler hızlanacak, konferans, panel, sempozyum yapmak için Bolu tercih edilen illerin başında gelecekti. Diğer taraftan diğer illerden gelebilecek binlerce öğrencinin getireceği ekonomik katkı yanında, geldikleri yörelerin örf ve adetleri, folklorik ve kültürel çeşitliliği şehre ayrı bir renk katacak. Üniversite sayesinde ileride Bolu belki de bir kongre merkezi olabilecekti..
İşte o akşam üç arkadaş aramızda, adeta bir hayal aleminde yaşarcasına bunları konuştuk. İzzet Baba’nın imkanları acaba bunlara yeter miydi ? Yetecek durumda ise okula, yurda, sağlık evlerine dağıtmak yerine, bütünlük arz eden böyle bir projeye yöneltmek daha doğru olmaz mıydı?
Bilemiyorduk; bu, elbette İzzat Babadan "büyük bir şey" istemek olacaktı, ama Bolumuz için en iyisinin olacağına inandığımız bu görüşümüzü ona sunmakla ne kaybederdik? Olmazsa olmazdı; fakat ya olursa?
O toplantıda düşüncelerimizi bir rapor haline getirmeye karar verdik..
Birkaç gün sonra da bunlar, Cahit Dinçtürk’ün düzgün kalemiyle bir dosya içinde toplanmış olarak, İzzet Baba’ya arza hazır hale getirilmiş bulunuyordu..
Her zaman olduğu gibi ilk müracaat ettiğimiz yer yeğen Ahmet Baysal oldu. Bize, Topkapı Maltepe'deki İzsal Döküm Sanayi A.Ş'de randevu verdi. Tarihini hatırlamıyorum; fakat 1988 yaz ortalarında bir Çarşamba günü idi. İzzet Baba fabrikaya haftanın o günleri, öğleden sonraları gelirmiş..Biz üç arkadaş Bolu'dan sabahtan Şerafettin Erbayram'ın arabası ile çıktık.. Öğle yemeğini fabrikada Ahmet Baysal'la birlikte, fabrika karavanasından yedik.. Amcasına telefonla geleceğimizi bildirmiş, “ 13.30 da burada olacak..” dedi.. Yemekten sonra biz idare bürosunda kahvelerimizi içerken İzzet Baba beş dakika gecikmeyle geldi. “Özür dilerim, çocuklar, trafik sıkıştı; geciktim..” dedi.
Ellerinden öptük, hal hatır soruldu, biraz şundan bundan konuştuk. Nihayet, oldukça çekingen bir tavırla, üniversite konusuna girdik. Her birimiz, planladığı­mız gibi, konunun ayrı bir bölümünü işlemeye başladık; birimiz bitince diğerimiz davam ediyorduk. Az konuş­mayı sevdiğini bildiğimizden kısa ve öz konuşmaya gayret ediyorduk; fakat gene de, ilgiyle dinlediğinden cesaret alarak, epeyce uzun konuştuk, sanıyorum.
Amca yeğen, ikisi de hiç sözümüzü kesmeden, sabırla sonuna kadar dinlediler. Bitirdiğimizde derin bir sessizlik oldu. Biz bu sessizliği “herhalde isteğimiz fazla geldi” endişesine yormaya başlamışken İzzet Baba yumuşak bir sesle: “Çocuklar, üniversite kim, ben kimim? Ben nasıl bir üniversite kurarım ?” dedi.
Heyecanla: "Devlet üniversiteyi öyle bir kaç senede kurmuyor ki!" diye yanıtladık.
"Peki, kaç senede kuruyor?" diye sordu. Biz:
"10 yıl, 20 yıl, belki 30 yıl. Birkaç ana fakülte ile baş­lanıyor, ardından ihtiyaca göre yeni fakülte, yüksek okullar ve hizmet binaları yapılıyor!” dedik. Bunun üzerine, konuşmaları hiç söze karışmadan dinleyen yeğenine döndü ve: “Ahmet oğlum, biz bu konuyu biraz inceleyelim!..” direktifini verdi.
Ellerinden öpüp ayrıldıktan sonra, Bolu dağlarından Bolu ovasına doğru inerken, üçümüz de, rahatlamış ve ümitlenmiş, adeta kanatlanmış uçuyor gibiydik. Nitekim sonrasında her şey büyük bir hızla gelişti: Dört yıl gibi kısa bir zaman sonra, o gün Yumrukaya düzlüğüne indiğimizde, önünden uçarak geçtiğimiz meşelik yamacın yeşilliği içinden Cumhuriyetimizin yeni ve dinamik bir üniversitesi yükseldi. Türkiye Büyük Millet Meclisi ismine, o bulunmaz hayırsevere vefa borcu olarak Abant İzzet Baysal Üniversitesi ismini verdi.

O büyük insan, o gün “Biraz inceleyelim!” cümlesiyle bağladığı o görüşmeyi çok iyi irdelemiş ve onun bilinen kararlılığı ve başarma azmi böylece Bolu'ya eğitim ve sağlık zincirinin en büyük ve anlamlı halkasını kazandırmıştı.

Mustafa Yaman
Mütevelli Heyet Üyesi